UHH Genel Koordinatörü Sn. Taner Etkin'in 27 Ekim 2001 tarihinde
yaptığı basın toplantısı
1-SİSTEM
DEĞİŞİKLİĞİ ÇAĞRIMIZIN DAYANAĞI
Sn.
Basın-yayın yayın mensupları,
9
Eylül tarihinde toplanan 1. Milli Halk Kongresi'nin aldığı tarihi
kararlar içinde bulunan 5 numaralı kararda halkın ekonomik sorunlarının
çözümü için çalışma yapma konusunda KKTC Hükümeti ve Meclisi'ne
çağrıda bulunulmuş, ayrıca bu konularda gerekli faaliyeti yapmak
üzere Ulusal Halk Hareketi'ne görev ve yetki verilmişti. UHH’nin
sistem değişikliği çağrısının dayanağı, 1. Milli Halk Kongresi’nde
tüm halkımızın iradesinin yansıması olarak oy birliği ile alınan
bu karardır. Anımsanacağı gibi kongrede alınan 5 no'lu kararda
şöyle denmekteydi:
"5-HALKIN
EKONOMİK SIKINTILARININ ÇÖZÜMÜ
1.MİLLİ
HALK KONGRESİ , ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları
aşmak, halkın düşen alım gücünü yükseltmek, pahalılık karşısında
ezilmesini önlemek, ekonomimizin kalkındırılması için tüm sektörleri
ilgilendiren yasaların ivedilikle çıkarılarak tıkanıklıkların
giderilmesini sağlamak,döviz borçlularını rahatlatmak, yaşanan
ekonomik sıkıntılar nedeniyle geliri eriyen borçlulara yönelik
hacizleri durdurmak, birikimlerini bankalara kaptıran mudilerin
sorunlarını süratle çözmek ve kayıplarını gidermek, yanlış ve
yasalara aykırı uygulamaları nedeniyle haklarında soruşturma açılan
tüm sorumlularla ilgili yasal işlemleri süratle sonuçlandırmak
ve böylece halkın adalete olan güvenini pekiştirmek, adalet mekanizmasının
çalışmasını süratlendirmek, sağlık sisteminde halkımızı sıkıntıya
sokan sorunları çözmek, eğitim sistemini yeniden milli bir niteliğe
kavuşturup gençlerimizin milli tarih bilincine sahip kişiler olarak
yetişmesini sağlamak, kamu yönetimini yeniden yapılandırmak, partizanlığa,
adam kayırmacılığına, siyasi atamalara ve üçlü kararname sistemine
son vermek, yolsuzlukları, usülsüzlükleri savurganlığı önlemek
ve bunları yapanları süratle adalete sevketmek, iç içe girmiş
bulunan yasama ve yürütmeyi yasal düzenlemelerle ayırmak, seçim
yasası ve partiler yasasını gözden geçirerek katılımcı demokrasi
kuralları çerçevesinde yeniden düzenlemek, Bakanların kendi alanında
uzman kişilerden atanmasına imkan vermek ve devletin partizan
amaçlarla istismar edilmesine fırsat vermeyecek şekilde yeniden
yapılanmasını sağlamak amacıyla gerekli önlemleri almasını ve
gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri yapmasını KKTC Meclisi
ve Hükümetinden talep eder.Milli Kongre, bu amaçla, üniversiteler
ve uzmanlarla yapılacak bilimsel çalışmalar sonucu saptanacak
öneri ve hazırlanacak raporların ilgililere iletilmesi, gerekli
uyarıların yapılması ve halkımızı rahatlatacak bu önerilerin yaşama
geçmesi için demokratik kurallar içinde gereken etkinliklerin
yapılması hususunda Ulusal Halk Hareketi'ne tam yetki verir.
2- SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİ NİYE GEREKLİDİR?
Ne
yazık ki, bu kararın alındığı 1. Milli Halk Kongresi üzerinden
yaklaşık 7 haftalık bir zaman geçmesine karşın ne hükümet, ne
de Meclis’in bu konularda ciddi bir çalışma içine girdiği gözlenmiştir.
Bunun sonucu olarak Anavatanımız Türkiye’nin maddi manevi desteğiyle
sürdürdüğümüz soylu bir mücadele sonunda kurduğumuz Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti ve halkımızın içinde bulunduğu bunalım gün geçtikçe
derinleşmekte ve ağırlaşmaktadır.. Hiç şüphesiz yaşadığımız krizde
devleti yönetmek ve tüm halka ve gelecek nesillere mutlu ve refah
dolu bir yaşam temin etmek üzere bugüne kadar vekalet verdiğimiz
tüm yönetimler ve partiler ortak sorumluluk taşımaktadırlar. Gelmiş
geçmiş tüm yönetimler ne yazık ki istenen hedefe ulaşıp başarılı
olamadılar. Son 27 yılı bilimsel ve objektif bir gözle incelediğimizde
bu durumun başa geçen kişilerin nitelik ve yeterlilikleri yanında
SİSTEMİN kendisinden kaynaklandığı ve mevcut sistemin sorunları
çözmek yerine sorun ürettiği ortaya çıkmaktadır.
27
yıllık başarısızlığın ve bugünkü çöküşün nedenleri şöyle özetlenebilir:
1-
Gerçek bir Parlamenter demokraside olması gerekenin aksine, yasama
ve yürütme iç içe geçmiş, icra organının başı, yasamayı da kontrol
etmeye başlamıştır. Buna göre bir kişi önce partiyi ele geçirmekte,
milletvekili listesini ve sonra hükümeti dilediği gibi kendine
bağlı kişilerden oluşturmaktadır. Başbakan ve Bakanlar aynı zamanda
milletvekili olduğu ve Meclis çoğunluğu da Başbakanın elinde bulunduğu
için, Meclis de çoğunluğu kontrol eden Başbakanın iradesine tabi
olmaktadır. Bunun sonucu olarak Meclisin hükümeti denetlemesi
veya Başbakan’ın kişisel iradesi dışında karar alması mümkün olmamaktadır.
2-
Yine bunun sonucu olarak tek partili anti-demokratik ülkelerde
görülen parti-devlet bütünleşmesi gerçekleşmiş, parti lideri ve
yakın çevresi parti ve devlete egemen olmuş, devletin çıkarları
yerine kişi ve partinin çıkarı öne çıkmış, parti rozeti yasaların,
adaletin ve eşitliğin önüne geçmiş, koyu bir partizanlık her şeye
hakim olmuştur.
3-
Bakanlar uzmanlardan değil de, parti içi dengeler gözetilerek
lidere bağlı milletvekillerinden oluştuğu için oy hesapları öne
çıkmış, populizm, adam kayırmacılık, herşeyin koltuk ve oy hesaplarına
endekslenmesi, yolsuzluk ve suistimallerin doruğa çıkması, denetimsizlik,
savurganlık, halkın alın teriyle yıllar boyu kuruş kuruş yarattığı
birikimlerinin bankalarda buharlaşması, yaşadığımız günlük acı
gerçekler olmuştur.
4-
Partiler yasasının anti-demokratik yapısı nedeniyle parti yönetimleri
şeffaflıktan uzaklaşmış, partilerde "lider sultası"
yaratılmış, partileri ve devlet makamlarını bir kez ele geçirenler,
yönetimi kaybetmemek için her yolu denemiş, devlet imkanlarını
dağıtarak kendilerine bağımlı bir delege yapısı oluşturmuş, parti
içi muhalefeti dışlamış, koltuğu ele geçiren orda kalmak için
her şeyi mübah saymıştır.
5-
Milletvekilliği, halka gönüllü bir hızmet alanı olmak yerine ayrıcalıklı
bir geçim aracı ve bir meslek haline getirilmiş, bu nedenle bir
kez milletvekili seçilenler, tekrar seçilmek için halka hızmet
yerine, parti aday listesine son şeklini veren parti başkanına
hoş ve yakın görünmeyi temel prensip edinmişlerdir..
6-
Devleti içten içe çürüten partizanlık nedeniyle üst düzey bürokratlar
genellikle işin ehli olmayan partililerden oluşmuş, üçlü kararname
sistemi ile partililer üst düzey görevlere getirilirken uzmanlık
aranmamış, görevden alınanlar değerlendirilmeyerek iş verilmeyen
ama maaş almaya devam eden "müşavirler" ordusu yaratılmıştır.Devlet,
partili istihdamı ile aşırı hantal bir duruma getirilmiştir. Bir
başka deyişle devlet, partili profesyonel beslemenin aracı haline
gelmiştir.
7-
Ekonomik kararlar alınırken ilgili sektör örgütleri ve üniversitelerin
görüşleri alınmamış, bir gün yapılan ertesi gün bozulmuş, kredi
ve ihale dağıtımında parti rozetine dikkat edilmiş, KİT yönetimleri
partilileri memnun etmek için birer arpalık yapılmıştır.
8-
Ombudsmanlık ve Sayıştaylığın hazırladığı raporlar, parti rozeti
veya parti çıkarları söz konusu olunca dinlenmemiş, rafa kaldırılmıştır.
Devlet Denetleme Kurulu gibi bir oluşuma şiddetle gereksinim duyulduğu
halde israrla bu yöne gidilmemiştir.
9-
Anayasanın öngördüğü Devleti koruyucu yasalar 27 yıl geçmesine
karşın bir türlü yapılmamış, devlet, ordu ve Anavatan düşmanlığına
sessiz kalınmış, ulusal Kıbrıs davasına büyük darbeler vurulmasına
uygun ortam yaratılmıştır..
Bu
bozuk yapı sonucu mevcut SİSTEM, her geçen gün içten içe çürümüş,
yozlaşmıştır. Bunun sonucu olarak da Anavatan Türkiye’nin yaptığı
milyarlarca dolarlık yardım, tüm uyarılara karşın hesapsızca savrulmuş,
ekonomi çökmüş, işsizlik ve sefalet artmış, gençliğimiz göç yollarını
tutmuş, onbinlerce mudinin milyonlarca dolarlık birikimi yok olmuş,
tüm üretici sektörler çökertilmiş, halkımızı devletinden ve Anavatanından
soğutmak ve sorunları kendi yanlış ideolojik hedefleri için istismar
etmek isteyenlere uygun ortam yaratılmış ve yaratılan durum ulusal
Kıbrıs davamızın ve devletimizin geleceğini tehdit eder duruma
gelmiştir.
Tüm
bu acı gerçeklere karşın, yanlış yoldan dönüleceğine bugün hala
partizanlık, oy avcılığı, siyasi atamalar, savurganlık, iltimas
ve kayırmacılık devam etmektedir.. Devlet dairelerine ve kurumlara
münhal ilan edilmeden ve yasal dayanağı olmadan partizanca istihdamlar
yapılmaktadır. Mudilerin, esnafın, çiftçilerin, sanayicilerin,
üreticilerin, işçilerin, hastahanelerin, köylerin, dövizle borçlananların,
üniversitelerimizin, emeklilerimizin, gençliğimizin sorunları
çözülmemektedir. Çıkması gereken onca yasa varken Meclis düzenli
toplanamamakta, toplandığında ise konuşmalar ve sataşmalarla vakit
geçirilmekte, hiçbir olumlu karar üretilmemekte, halkın sorunlarına
sahip çıkılmamaktadır. Pahalılık almış başını gitmekte, satın
alma gücü düşmekte, binlerce döviz borçlusu hacizler karşısında
varını yoğunu kaybetmekte, masum halk borcunu ödeyemediği için
hapislere atılmaktadır.
3-
MEVCUT SİSTEM SORUNLARI ÇÖZEBİLİR Mİ?
Sn.
Basın-yayın mensupları;
Mevcut
SİSTEM artık çökmüş ve yozlaşmıştır. Mevcut sistem, artık çare
değil, sorun üretmektedir ve bu sistemde başa hangi parti gelirse
gelsin kangrenleşen sorunların çözümü mümkün görülmemektedir.
26 yıllık parlamenter sistem deneyimi bunun kanıtıdır. Nitekim
mevcut sistemde iktidara gelen sağ ve sol partiler sorunları çözememiş
ve bugünkü durum ortaya çıkmıştır. Halkımız bu sitemden artık
umudunu yitirmiştir. Bugün artık hiç kimse bu sistem sürdükçe
sorunların çözüleceğinden umutlu değildir. Sorunların çözümü konusunda
yetersiz kalan Meclis ve hükümete de büyük bir güvensizlik vardır.
Ancak sorunların çözümünün yolu, devlete karşı çıkmak değil, Devlete
ve Anavatana sahip çıkarak bu çürümüş sistemi değiştirmektir.
Çare, partizanlığa, yozlaşmaya imkan vermeyecek, yasama ile yürütmeyi
ayıracak ve yasamanın denetim görevini etkin şekilde yapmasına
imkan verecek, Bakanlar Kurulu’nu, işin ehli uzmanların oluşturacağı,
parti-devlet bütünleşmesine imkan vermeyecek ve devletine bağlı
tüm vatandaşlarına eşit davranacak YENİ, ŞEFFAF VE ÇAĞDAŞ BİR
SİSTEME geçmektir. Bu amaçla aşağıdaki hususlarda anayasal ve
yasal düzenlemelerin yapılması için kamuoyu oluşturmak, hemfikir
olan sivil toplum örgütleri ile işbirliği yaparak büyük bir baskı
gurubu meydana getirmek ve halkımıza çürümüşlüğün nedenlerini
ve çıkış yolunu anlatmak için büyük ve sürekli bir kampanya başlatmayı
kararlaştırmış bulunuyoruz.
4-
NASIL BİR SİSTEMİ SAVUNUYORUZ?
Kampanyamızın hedefi, savunduğumuz yeni sistemin ana unsurlarını
oluşturan şu hususları halkımıza anlatmak ve desteğini almaktır.
-
Bakanlar Kurulu, Meclis dışından ve seçime girmeyecek gerçek uzmanlardan
oluşmalıdır
-
Yasama ile yürütmenin yetkileri kesin olarak ayrılmalı ve Meclis
ile Sayıştaylık ve Ombudsman kurumlarının yürütme üzerinde etkin
denetim yapmasına imkan verecek düzenlemeler yapılmalıdır.
-
Milletvekilliği, kişilerin geçimini temin ettiği bir meslek olmaktan
kurtarılmalı, halka ve ülkeye gönüllü bir hızmet alanı olarak
düzenlenmeli, dokunulmazlıklar dahil, siyasilere tanınan tüm ayrıcalıklar
kaldırılmalıdır.
-
Geriye dönük olarak ‘Nereden Buldun Yasası’ çıkarılmalı ve aday
olacak kişilerle üst düzey bürokratların görev başında ve bitiminde
mal beyanında bulunması zorunlu olmalıdır.Mal beyanı birinci derecede
yakınları da kapsamalıdır.
-
Seçim Yasası ile Partiler Yasası demokratikleştirilmeli, parti
bütçeleri ile harcamaları şeffaflaştırılmalı, partilere yapılan
devlet yardımı kaldırılmalı ve bir kişinin üst üste iki dönemden
fazla Parti Başkanı olması önlenmelidir.
-
Yeni sistemde Genel Seçimlerle yerel seçimler aynı zamanda yapılıp
hem tasarruf sağlanmalı, hem de seçim ekonomisi uygulanması önlenmelidir.
-
KATILIMCI DEMOKRASİ’ye önem verilerek yerel yönetimler güçlendirilmeli,
yetkileri artırılmalı, Halka doğrudan hizmet yeri olan yerel yönetim
seçimlerine partilerin katılmasına son verilmeli, yerel yönetimler
etkin şekilde denetlenmelidir. Böylece köy, kent ve mahallelerde
yaşayan halkımızın bölünüp parçalanması önlenmelidir
-
Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlık, milletvekilliği, Belediye
Başkanlığı ve seçimle gelinen tüm görevler dörder yıllık iki dönemle
sınırlandırılmalıdır.Seçimle gelinen bu görevlerden özel emeklilik,
çift emeklilik,çift ikramiye imkanları kaldırılmalıdır.
-
İhale sistemi şeffaflaştırılmalı ve yolsuzlukları araştıracak
olan Devlet Denetleme Kurulu oluşturulmalıdır.
-
Kamu yönetimi yeniden yapılandırılarak hantallıktan kurtarılmalı,
verimli hale getirilmeli, Üçlü kararname sistemi kaldırılmalı
ve siyasi atamalara son verilmelidir.
-
Yolsuzluk, usulsüzlük, suistimal, kamu malına ve devlete verilen
zarar ve bankalar konusunda hızlı yargılamayı sağlayacak yasal
düzenlemeler yapılmalı ve özel ihtisas mahkemeleri kurulmalıdır.
Polisin, uzman soruşturma görevlileri istihdam etmesine imkan
verecek yasal düzenlemeler yapılmalı, mali polis birimi oluşturulmalıdır..
-
Emeklilerin maaşlı olarak yeniden devlette istihdamına son verilmeli,
ancak devlete hızmet etmek isteyenlere ücretsiz, gönüllü çalışma
imkanı yaratılmalıdır.
-
Makam araçları, bütçe dışı fonlar ve örtülü ödenek nitelikli tahsisatlar
kaldırılarak savurganlığa son verilmeli, halkın paraları ve Anavatanın
karşılıksız akıttığı yardımlar üretim ve kalkınma için kullanılmalıdır.
-
Bankaların etkin şekilde denetlenmesine imkan verecek yasal düzenlemeler
yapılmalı, mudi sorunu çözülmelidir. PEYAK, KREDİ BANKASI ve EVEREST
BANKASI’NIN batmasından ve binlerce insanımızın birikimlerinin
heba olmasından sorumlu olanlar daha fazla gecikmeden belirlenmeli
ve diğer bankalarda olduğu gibi en kısa sürede yargı yolu işletilmelidir.
Bu konuda eğer polis soruşturması hala tamamlanmamışsa ivedilikle
tamamlanmalı; eğer soruşturma tamamlanmış ve dosyalar savcılığa
teslim edilmişse Başsavcılık süratle gereğini yapmalıdır.
-
Sanayicilerin, çiftçinin, hayvancının, narenciyecinin ve genelde
tüm üretici ve esnaf ve zenaatkarlarımızın sorunları acilen çözümlenmelidir.
-
Eğitim sistemi yeniden gözden geçirilerek üretime yönelik eğitim
sistemine geçilmeli, gençliğin istihdamı sağlanarak göç önlenmelidir.
-
Haciz tehlikesiyle karşı karşıya kalan döviz borçlularının ve
döviz üzerinden okul harcı yatıran üniversite öğrencilerinin sorunları
ivedilikle çözümlenmeli, faizler makul seviyeye indirilerek dondurulmalı,
borç ödemeleri için düşük bir kur ve uzun vade belirlenmeli, çalışanların
düşen satın alma gücü, kayıplar giderilerek yükseltilmeli, pahalılık
önlenmelidir.
5-
DEĞİŞİMİ HALK YAPACAKTIR
Sn.
Basın Yayın mensupları;
16
numaralı bildirimizle sistem değişikliği konusunda Meclis, hükümet
ve partilerin düşünmesini, tartışmasını ve gerekli anayasal değişikliklerin
yapılmasını talep ettik. Onları, mevcut sistemi tıkayan, genç
cumhuriyetimizi zaafa uğratan, devleti yozlaştıran ve halkı devletinden
soğutan bu hususları artık düzeltmek ve halktan yana işleyen bir
demokrasi yaratmak için gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri
ivedilikle ve cesaretle yapmaya ve günlük yaşamı kolaylaştıracak
önlemleri almaya çağırdık. Ne var ki, konu her zaman olduğu gibi
yine tartışılmadan tepkiyle karşılanmış ve “Meclis, hükümet ve
Meclis’teki partilerin sistemden memnun oldukları” yönünde açıklamalar
yapılmıştır.
Meclis’te
temsil edilen ve hepsi de iktidarda denenmiş olan partiler, çökmüş
olan ve sorunlara çözüm üretmeyen bu bozuk sistemden memnun olabilirler,
ne var ki Halkımız bu sistemden memnun değildir. Bu sistemin artık
çare üretmediğinin bilincindedir ve bunu haykırmaktadır. Sistemden
umudunu kesmiştir. Dolayısı ile 27 yıldır çözüm üretmeyen sistemi
değiştirmek istemektedir. Meclis’teki partiler ve hükümet bu sese
kulaklarını tıkadığına göre, görev Halkımıza düşmektedir. Halkımız
iradesine sahip çıkarak siyasiler, Meclis, hükümet ve partiler
üzerinde demokratik bir baskı oluşturmalıdır. Basınımız konuyu
sürekli olarak gündemde tutmalıdır, üniversitelerimiz ve bilim
adamlarımız mevcut sistemin niye başarısız olduğunu ve yeni sistemin
hangi unsurları içermesi gerektiğini bilimsel olarak inceleyerek
halkımızı bilgilendirmeli, kamuoyunun doğru şekilde oluşmasına
katkıda bulunmalıdır. UHH, Bu yönde bir eylem planı hazırlamış
olup, sadece bir bildiriyle bu yaşamsal konuyu geçiştirmeyecektir.1.
Milli Halk Kongresi’nde olduğu gibi bu konuda da mutlaka başarılı
olacak ve değişim gerçekleşene kadar uğraşımız sürecektir.
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, onu yönetmeye talip olanların ve
halkımızın artık yeni bir vizyona ihtiyacı vardır. Ve, bu vizyon
da tıkanan eski sistemin yerine YÖNETEN DEMOKRASİYİ sağlayacak
YENİ ÇAĞDAŞ ve ŞEFFAF BİR SİSTEM YARATMAKTIR. UHH’nin vizyonu
budur. Ulusal Halk Hareketi ve yan kuruluşları olarak bu konuda
büyük bir kampanya başlatmayı kararlaştırmış bulunuyoruz. Bu çerçevede
görüşlerimizi halkımıza anlatmak için hazırlanan 20000 adet broşür
görevli ekiplerimiz tarafından Karpaz'dan Yeşilırmak'a kadar dağıtılmaya
başlanmıştır. Yayın organımız VOLKAN 10000 adet basılmış ve dağıtımına
başlanmıştır. Gazetemizin her sayısında bu konuya ağırlık verilecektir.
Köylerimiz, basınımız, sivil toplum örgütleri, kurum, kulüp ve
kuruluşlarımız ziyaret edilerek bu konuda görüş alışverişinde
bulunulacaktır. Bu bağlamda SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİ' kampanyasında
sorumluluğu üstlenecek ve halkı aydınlatmak için gerekli olan
her türlü faaliyeti UHH'nin desteği ile yapacak olan YENİ SİSTEM
HAREKETİ adlı yeni bir oluşuma gidilecektir. Temaslarımız tamamlandığı
zaman bir basın toplantısı ile kurucuları ve eylem planı hakkında
kamuoyuna bilgi verilecektir. Yeni Hareket içinde görev almak
isteyen bilim adamı, gazeteci, yazar, politikacı, işadamı ve her
meslekten kişilerin bizimle temas etmesi için bu vesileyle açık
davet yapıyorum
Tüm
siyasi partileri ve kuruluşları, bir kez daha, geçmiş 27 yıla
ve bugüne bakarak bu çağrımızı ciddiyetle değerlendirmeye ve YENİ
SİSTEM’e geçiş üzerinde anlaşıp gereğini yapmaya davet ediyorum.
Gerekli Anayasa ve yasa değişiklikleri uzman bilim adamlarının
ve hukukçuların da katkısıyla bir an önce yapılmalıdır. UHH, ulusal
çıkarlar için, devletin ve halkın refahı için diyalog çağrısı
yapmaktadır ve diyaloğa hazırdır. Siyasi görüş farkı gözetmeden
herkesle uygarca diyaloğa ve birlik beraberlik içinde hareket
etmeye hazırız. Bu çıkışımızla hiçbir partiyi veya kişiyi hedef
almıyoruz.Bizim uğraşımız kişiler ve partilerle değil, sistemledir.
Mevcut sorunları olduğu kadar mevcut politikacı kimliğini de üreten
bugünkü sistemdir. Bu nedenledir ki hedefimiz kişi ve partiler
değil, sistemdir.
UHH’nin mevcut tüm siyasi, ekonomik ve demokratik oluşumlardan
farkı, sistem değişikliğini savunmasıdır. Bizim farkımızı arayanlar
bu konuya özellikle dikkat etmelidir.Bu konuda kararlıyız ve konuyu
tüm halka mal edip değişikliği sağlayana kadar durmayacağız.
Sn.
Basın – yayın mensupları
Bu
vesileyle ulusal Kıbrıs davamızın geldiği aşamada görüşlerimizi
bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu konuda daha önce ortaya
koyduğumuz tutum aynen devam etmektedir.Kıbrıs sorununun çözümüne
katkıda bulunmak isteyenler, adadaki gerçekleri görüp kabul etmek
durumundadırlar. Ada üzerinde her bakımdan eşit olan iki ayrı
ulusal halkın, iki ayrı demokrasinin, dolayısı ile iki ayrı devletin
varolduğu gerçeği artık kabul edilmesi siyasi bir çözümün süratle
kabul edilmesini sağlayacaktır. UHH, halkımızın yıllardır sürdürdüğü
soylu mücadelenin sonunda oluşturulan KKTC’nin egemen varlığına
ve mutlak eşitliğine ve Anavatanımız Türkiye’nin etkin ve fiili
garantisinin sulandırılmadan devam ettirilmesi temeline dayalı
bir siyasi anlaşmanın gerçekleştirilmesi için çalışmalarını sürdürecektir.
Halkımızı yanlış yola çekmek isteyen işbirlikçi ve mandacılara
karşı verdiğimiz mücadele de kararlılıkla devam edecektir.
Sn.
Basın-yayın mensupları;
Son olarak hükümet tarafından geri çekilen pasaport yasasında
ön görülen hususları kararlılıkla desteklediğimizi, hükümetin
yasayı bir an önce Meclise göndermesini beklediğimizi ve bu konunun
sonuna kadar takipçisi olup oyalamaya büyük tepki göstereceğimizi
vurgulamak istiyorum.
Yukarı
Sayın basın mensupları,
2.11.2001
Halkımızın
bağrından doğan ve öz gücünden oluşan UHH koordinatörlerini
ve yan örgütlerini temsil eden bir heyet olarak bölücü ve provokatör
AVRUPA gazetesinin kışkırtıcı yayınları hakkında Başsavcılığa
suç duyurusunda bulunmak üzere toplanmış bulunuyoruz.
Misyonu,
Anavatan Türkiye ile KKTC’nin arasını açmak, ordumuza saldırarak
komutanlarımızı tahrik etmek, ülkede kardeş kavgası yaratmak
olan AVRUPA gazetesinin halkımızı kışkırtıcı ve iç barışı bozucu
düşmanca yayınları son zamanlarda yeniden yoğunlaşmıştır. Anavatana
gönülden bağlı ve gerek devletimiz gerekse Anavatanımız ve bayrağımız
için seve seve canını veren Halkımızın ve UHH mensuplarının
tepki ve öfkesi büyüktür. Bu tepki ve öfkemiz aynı zamanda böylesine
tahrik dolu yayınlara seyirci kalan hükümete ve sistemimizedir.
Eli kanlı Rum yönetiminin ağzı ve terminolojisi ile yayın yapan
bu gazete, aylardır bıkmadan usanmadan bizi mutlak bir soy kırımdan
kurtaran, adaya barış, demokrasi ve huzur getiren Anavatanımıza
“işgalci”, güvenliğimizi sağlayan şerefli ordumuza “işgal ordusu”
diye aşağılık şekilde saldırmaktadır. Hükümet, Meclis, milletvekilleri,
Başsavcılık, savcılar ve diğer ilgililer ise yasalar karşısında
açık suç olan ve halkı tahrik eden bu alçakça saldırılara sadece
seyirci kalmaktadır.
Tüm
ilgili ve yetkililere soruyor ve yanıt bekliyoruz: Bu ülkede
Anavatanımız Türkiye’ye “İşgalci, defolup gidin” demek suç mudur
değil midir?
Kahraman
ordumuza “işgal ordusu, elini Kıbrıs’tan çek” demek suç mudur
değil midir? Bu sorularımıza tüm yetkililerden açık ve net yanıt
istiyoruz.
Buna
daha ne kadar sessiz kalınacaktır? Artık yeter, halkımızın sabrı
taşmaktadır. Halkımızın öfkesini tutamayıp harekete geçmesini
mi bekliyorsunuz?
Sadece
“Anavatan, Anavatan” diyerek demeçler vermekle, gazetelerde
ilanlar yayınlatmakla hiçbir yetkili Anavatanı sevdiğini kanıtlayamaz,
sorumluluktan kaçamaz.
Sadece
dünkü Avrupa Gazetesinde yayınlanan şu tahrik dolu yazılara
bakınız:
“işgalin
adı ne zamandan beri statüko oldu?Tarihte işgale statüko diyen
başka topluluk görüldü mü?” (Avrupa’dan Mektup-1.11.2001)
“Kıbrıs
Türkü’nün bir parçası olmak demek bu topraklarda işgalin son
bulmasını istemek demektir.” (Ali Osman –1.11.2001)
“İşgal
altındaki topraklarda bağımsız ülke bayrağı bulunacak değil
ya”(Kazım Denizci. 1.11.2001)
“Kıbrıs’ın
Kuzeyi,barış harekatı adı altında işgal edilmiştir.”(Evren Maner
.1.11.2001)
“Türk
ordusu Kıbrıs’ın Kuzey yarısında işgalcidir. Hadi oradan işgalci,
gidişin dönüşüm olacak” (Serhat İncirli 27.10.2001)
“Evet,
biz Kıbrıs’ın Kuzeyinin işgal altında olduğunu söylüyoruz”(
Ahmet Karaman 30.10.2001)
Değerli
Basın-Yayın mensupları;
Sn
Başsavcı ve Savcılar, bu alçakça ifadeler basın ve düşünce özgürlüğü
içinde değerlendirilebilir mi?
Bu
saçmalıklar yasalar karşısında açık suç ve suça teşvik değil
mi?
Halkımıza
ve Anavatanımıza yapılan bunca hakaret artık yetmedi mi?
Hükümet,
Meclis ve Başsavcılık artık bu bölücü ve kışkırtıcı yayınlara
karşı gerekli yasal önlemleri süratle almalıdır.
Daha
önce yaptığımız açıklamalardan, yayınladığımız bildirilerden
ve yaptığımız protesto eylemlerinden gerekli mesajların alınmadığı
anlaşılmaktadır. Bugünkü eylemimizden sonra artık Hükümetin
ve Başsavcılığın, halk olarak duyduğumuz rahatsızlığı iyice
anlamalarını ve gereğini süratle yapmalarını bekliyoruz.
KKTC’yi
yıkmak, şanlı ordumuza, şerefli komutanlarımıza, herşeyimizi
ve özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz Anavatanımıza saldırmak basın
özgürlüğü değildir. Bunu böyle sananlar ve demokrasi ve basın
özgürlüğü, düşünce özgürlüğü adı altında KKTC’yi ve halkımız
arasındaki sosyal barışı yıkmaya, Anavatanımızla aramızı açmaya
ve kardeş kavgası yaratmaya çalışanlara destek olanlar bindikleri
dalı kestiklerini görmelidirler.
AVRUPA
gazetesinin yayınlarını, alçakça saldırılar yapanları şiddetle
lanetlerken, tüm ilgilileri de gerekli yasal önlemleri almaya
bir kez daha davet ediyoruz. Her kademede vekalet verdiğimiz
sorumluları Başbakanı, Bakanları, milletvekillerini ve siyasi
partileri artık tepki göstermeye, suskunluğu terk etmeye çağırıyoruz.
YOLUMUZ
TÜRKİYE’NİN YOLUDUR
YAŞASIN ANAVATAN TÜRKİYE, YAŞASIN KKTC
ULUSAL
HALK HAREKETİ
Yukarı
Sn.
Akın SAİT
Başsavcı,
Lefkoşa.
Uzun
bir süreden beri yaptıkları yayınlarla Avrupa Gazetesi sahip
ve yazarları; ortak amaçlı yıkıcı bir niyeti gerçekleştirmek
için ittifak halindedirler veya yıkıcı niyetle yazı yazmakta
veya gazete yayınlamaktadırlar.
Ekte
somut örneklerini sunduğumuz gazete yayınlarından görüleceği
gibi, bu yayınlar Devletimize karşı nefret yaratmak ve Devletimizi
küçük düşürmek veya Devletimizin egemenliğinde değişiklik yapmak
veya onu ortadan kaldırmak ve Güney'deki Rum Cumhuriyeti egemenliğine
sokmak veya Devletimizi ortadan kaldırmak için veya yapısını
yasal olmayan yollardan değiştirmeğe teşebbüs için, KKTC vatandaşlarını
veya sakinlerini tahrik etmek, vatandaşlar veya sakinler arasında
huzursuzluk ve itaatsizlik, veya onlar arasında garaz ve düşmanlık
duyguları yaratmak niyetiyle yapılmaktadır.
Yukarıda
belirtilen yayınlar, bize göre Fasıl 154 Ceza Yasası'nın 47.
maddesine aykırı olup ayrıca bu yayınlar yalan demeç, söylenti
ve iftiralar içerdiğinden yasanın 50. Maddesine göre ve "
İSYAN" gibi başlıklar kullanarak halkı şiddete teşvik ve
garaz yaratarak 51. Maddeye göre de suç işlemişlerdir.
Avrupa
Gazetesi ayrıca, Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine
sürekli ve asılsız iddia ve beyanlarda bulunarak, Türkiye ile
olan ilişkileri ve dış huzuru etkilemektedir. Bu davranışları
halkımızı tahrik ettiği gibi yasanın 68. Maddesine aykırıdır.
Bu
bağlamda Anavatanımız Türkiye'ye "işgalci", ordumuza
"işgal ordusu" nitelemeleri yapmakta ve uluslararası
anlaşmalardan kaynaklanan hak ve yetkisini kullanarak halkımızı
soykırımdan kurtaran, adanın Yunanistan'a bağlanmasını önleyen
Anavatanımız Türkiye’nin 'Kıbrıs'ı işgal ettiği' iddialarını
yayarak, Anavatanla olan ilişkilerimizi bozmaya çalışmaktadır.
Devletin
Başsavcısı olarak Anayasa'nın 158. Maddesi, herhangi bir suç
hakkında dava açmak ve devam ettirip ettirmemek yetkisini size
vermiştir. Bu nedenle ekteki yayınlan adli ihbar olarak kabul
edip veya vatandaş olarak şahsi şikayetlerimiz nedeniyle sorumlular
hakkında yasal işlem başlatmanızı talep ederiz.
Saygılarımızla,
Yukarı
Değerli Basın-yayın mensupları;
Daha
önce yaptığımız basın açıklamalarında da defalarca belirttiğimiz
gibi halkımız her geçen gün ağırlaşan sorunlar altında ezilip
bunalmaktadır.
Anavatanımız
Türkiye’nin maddi manevi desteğiyle bir asırdır sürdürdüğümüz
soylu mücadelenin sonunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hep
birlikte kurduk. Ne yazık ki, kanımız ve terimizle kurduğumuz
devletimizi yönetmek ve tüm halka ve gelecek nesillere mutlu
ve refah dolu bir yaşam temin etmek üzere bugüne kadar vekalet
verdiğimiz tüm yönetimler istenen hedefe ulaşıp başarılı olamadılar.
Gerçek bir Parlamenter demokraside olması gerekenin aksine yasama
ve yürütmenin iç içe geçtiği, icranın başının yasamayı da kontrol
ettiği, bu nedenle meclisin hükümeti denetleyemediği, parti-devlet
bütünleşmesinin gerçekleştiği, bunun sonucu olarak partizanlığın,
adam kayırmacılığın, kişisel ve partisel çıkarların ulusal çıkarların
ve devletin menfaatlerinin önüne geçtiği, herşeyin koltuk ve
oy hesaplarına endekslendiği, yolsuzluk ve suistimallerin doruğa
çıktığı, halkın alın teriyle yıllar boyu kuruş kuruş yarattığı
birikimlerinin bankalarda buharlaştırıldığı, gerçek uzmanlar
yerine parti içi denge hesaplarında öne çıkanların icra organını
oluşturduğu, meclisin icranın denetimine girdiği bir yapı ortaya
çıkmıştır. Bu nedenle Esnaf ve Zenaatkarlarımızın sorunları
ısrarla çözülmemiştir. Hayvancımızın, narenciyemizin, çiftçimizin
sorunları çözülmemiştir...
Bu
bozuk yapı sonucu mevcut SİSTEM, her geçen gün içten içe çürümüş,
yozlaşmıştır. Bunun sonucu olarak da Anavatan Türkiye’nin halkımız,
üreticimiz ve esnafımız için yaptığı milyarlarca dolarlık yardım,
tüm uyarılara karşın hesapsızca savrulmuş, ekonomi çökmüş, işsizlik
ve sefalet artmış, gençliğimiz göç yollarını tutmuş, onbinlerce
mudinin milyonlarca dolarlık birikimi yok olmuş, tüm üretici
sektörler çökertilmiş, halkımızı devletinden ve Anavatanından
soğutmak ve sorunları kendi yanlış ideolojik hedefleri için
istismar etmek isteyenlere uygun ortam yaratılmış ve yaratılan
durum ulusal Kıbrıs davamızın ve devletimizin geleceğini tehdit
eder duruma gelmiştir.
Tüm
bu acı gerçeklere karşın, yanlış yoldan dönüleceğine bugün hala
partizanlık, oy avcılığı, siyasi atamalar, savurganlık, iltimas
ve kayırmacılık devam ediyor. Devlet dairelerine ve kurumlara
münhal ilan edilmeden ve yasal dayanağı olmadan partizanca istihdamlar
yapılıyor. Mudilerin, esnafın, çiftçilerin, sanayicilerin, üreticilerin,
işçilerin, hastahanelerin, köylerin, dövizle borçlananların,
üniversitelerimizin, emeklilerimizin, gençliğimizin sorunları
çözülmüyor. Çıkması gereken onca yasa varken Meclis düzneli
toplanamıyor, toplandığında ise konuşmalar ve sataşmalarla vakit
geçiriliyor, hiçbir olumlu karar üretilmiyor, halkın sorunlarına
sahip çıkılmıyor, pahalılık almış başını gidiyor, satın alma
gücü düşüyor, binlerce döviz borçlusu hacizler karşısında varını
yoğunu kaybediyor, masum halk borcunu ödeyemediği için hapislere
atılıyor.
Bütün
bunlara tepki olarak halkımızın tüm kesimlerinin gösterdiği
tepki her geçen gün yükselmektedir. Yarın da yukarıda özetlediğim
sorunlara tepki gösteren esnaf ve zenaatkarlarımız sorunlarının
hükümetin vurdumduymaz tavrı sonucu çözümlenmemesi sonucu tepkilerini
dile getireceklerdir.Bu tepkilerin anayasa ve yasalarımız çerçevesinde
demokratik yollarla ortaya konması gerekmektedir.. Yarın yapılacak
tepki eyleminde bu hususlara dikkat edileceğini umut ediyoruz..
Bu
bağlamda Esnaf ve Zenaatkarlarımızın, yapılacak eylemi kendi
siyasi ve kişisel hesapları ile istismar etme hazırlığı içinde
olan bazı çevrelere karşı uyarmak istiyoruz. Bize gelen bilgilere
göre Anavatan ve KKTC karşıtı bazı kişi ve örgütlerin bu haklı
eylemi istismar hazırlığı içinde bulunmaktadır.Bu haklı tepkileri
ve eylemi Devletimize ve Anavatanımıza karşı yönlendirmek isteyecek
olanlara karşı uyanık olunmalı ve gereken tepki anında gösterilmelidir.
Şimdi
Ulusal Esnaf Hareketimizin Başkanı Sn.Tanju Müezzinoğlu’na söz
veriyorum. Sn. Müezzinoğlu, yarınki eylemle ilgili olarak UEH’nin
tutumunu, esnafımızın sorunlarını ve taleplerini bir kez daha
dile getirecektir.
TANER
ETKİN
ULUSAL
HALK HAREKETİ GENEL KOORDİNATÖRÜ
19.11.2001
Yukarı